İçeriğe geç
Günlük Bilgelik

Bağdat'ta Şeyh Alâeddin'in Seyyid Hârûn Velî'ye Öğrettiği Esmâ

Yazar Raşit Akgül 12 Eylül 2026 8 dk okuma

Esmâ, “isimler” demektir. Tasavvufta Allah’ın isimleriyle yapılan zikre de esmâ denir. Bu yazıda böyle bir zikir metni naklediliyor. Metin, Makâlât-ı Seyyid Hârûn adlı kitapta yazılıdır.

Seyyid Hârûn Velî Kimdi?

Onun hakkında bilinenler sınırlıdır. Horasan’da yaşamış ve orada âdil bir yönetici olarak anılmıştır. Kitap ondan “Horasan ikliminde âdil emir imiş” diye söz eder. Din ilimlerini de okumuştu; sonradan Seydişehir’de bir medrese kurması ve bir mecliste imamlığa geçmesi bunu gösterir. Amcası da daha önce emirlik yapmıştı.

Adının başındaki “seyyid” bir unvandır. Hz. Peygamber’in torunu Hz. Hüseyin’in soyundan gelenlere seyyid denir. Kitaba göre Seyyid Hârûn’un soyu baba tarafından Mûsâ el-Kâzım’a, anne tarafından Veysel Karânî’ye dayanır. Soyu, ilmi ve ailesinin geçmişi bir araya gelince yaşadığı şehrin emiri oldu. İnsanların ona bağlılığı da buradan gelir.

Onu anlatan kitabı, Seyyid Hârûn’un kardeşinin soyundan gelen Abdülkerîm b. Şeyh Mûsâ 1554’te yazdı. Yani olayların üzerinden iki yüz elli yıl kadar geçmişti. Kitap bir menâkıbnâmedir; menâkıbnâme, bir velînin hayatını ve kerametlerini anlatan kitap demektir. Tarihçiler bu tür kitapları kaynak sayar, fakat okurken abartılara karşı temkinli yaklaşır.

Yola Çıkış

Kitabın anlattığına göre Seyyid Hârûn, atalarının kabirlerini her ziyaret edişinde kulağına bir ses geliyordu. Ses şöyle diyordu: “Ya Hârûn, Rum’a çık, Karaman vilayetinde Küpe Dağı derler bir dağın şarkından yanına şehir yap.” Rum, o günlerde Anadolu’ya verilen addır.

Bunu dostlarına anlattı ve emirliği bırakacağını söyledi: “Bana beylik gerekmez, varın başka bir bey seçin.” Yanındakiler kabul etmedi. “Sen dünya padişahıyken hizmetindeydik, şimdi ahiret padişahı oldun, bizi geri çevirme” dediler. Sonunda kırk kişiyle birlikte yola çıktı.

Konuyu inceleyen araştırmacılar, bu göçün tarihî sebebini Moğol baskısına bağlar. Anadolu o yıllarda hâlâ sığınılacak bir yerdi.

Bağdat’ta Karşılanışı

O yıllarda Horasan’dan her sene bir kervan Bağdat’a giderdi. Bu kervan, Bağdat’ta yaşayan Şeyh Alâeddin’i ziyaret ederdi. Şeyh Alâeddin, Ca’fer-i Sâdık soyundan gelen bir velîydi. Seyyid Hârûn da bu kervana katıldı. Kervandakiler onun Anadolu’ya gitmek niyetinde olduğunu bilmiyordu.

Şeyh Alâeddin ziyaretçilerini ancak üç gün sonra kabul ederdi. Seyyid Hârûn’u ise şehrin dışında karşıladı ve ona çok ilgi gösterdi. Yanındakiler buna şaşırdı. “Sen Ca’fer-i Sâdık soyundan bir velîsin, neden bu kişiye bu kadar ilgi gösteriyorsun?” dediler.

Şeyh bu söze çok kızdı. “Sakın böyle yapmayın, bu ulu kişidir” dedi. Sonra da soyunu söyledi: baba tarafından Mûsâ el-Kâzım’ın, anne tarafından Veysel Karânî’nin soyundandır.

Sonra onu yanına aldı ve kırk gün halvete girdiler. Halvet, dünyadan çekilip ibadetle meşgul olmaktır. Bu yazının konusu olan esmâ, işte o kırk günün sonunda öğretildi.

Aba, Asa ve Esmâ

Kitap, esmânın verildiği anı şöyle anlatır:

Şeyh bu Horasan kafilesine destur verdi, gittiler. Amma Seyyid Harun ile kırk gün halvete girip münacâta vardılar. Şeyh tarik-i meşâyih ahvalini i’lâm eyledi. Aba ve asa verip esmalar telkin etti.

Şeyh önce kervana izin verdi, onlar yola çıktı. Seyyid Hârûn kaldı. Kırk gün boyunca ikisi halvette münâcât etti. Münâcât, Allah’a yalvarmaktır. Sonra Şeyh ona bu yolun büyüklerinin hâllerini anlattı.

Ardından aba ile asa verdi. Aba, dervişin giydiği yün hırkadır. Asa ise yolcunun değneğidir. Bir şeyhin bunları vermesi, karşısındaki kişiye gerçekten güvendiği anlamına gelir. En sonunda da esmâyı öğretti.

Her Gün Okunacak

Şeyh Alâeddin esmâyı verirken şunu söyledi:

Dedi ki ya Harun oğlu yürü şimden geri Hak sana emr ettiğinin üzerine ol dedi. Amma bu esma her gün virdin olsun müdavemet edesin. Zevkin ve şevkin dahi ziyade ola inşaallahu Teâla.

Burada iki kelime önemlidir. Vird, her gün düzenli olarak okunan zikirdir. Müdâvemet ise bırakmadan devam etmek demektir. Şeyh bu esmâyı bir kere okumasını istemedi. Her gün okumasını ve hiç bırakmamasını istedi. Son cümle bir duadır: zevk, bir hakikati yaşayarak bilmek; şevk ise Allah’a duyulan özlemdir.

Esmânın Metni

Okunuşu:

Fa’lem ennehû lâ ilahe illallah, fa’lem ennehu la ilahe illallah, fa’lem ennehu la ilahe illallah, bi-adedi ilmillahi ve bi-fazli rahmetillahi, Sübhanallahi ve’l-hamdü lillahi ve la ilahe illallahu vallahu ekber ve la-havle ve la-kuvvete illa billahi’l-aliyyi’l-azim. Sübhane’l-lezi la-yecûru ve hüve’l-meliku’l-cebbâru, Sübhane’l-mu’tî li-men yeşa’u, Sübhane’l-lezi leyse ke-mislihi şeyun. Sübhane men tüsebbihu lehu’l-hevamu fi-emâkinihâ, Sübhane men tüsebbihu lehu’l-en’âmu fi-sehâriha. Sübhane men tüsebbihu lehu’l-vuhuşu fi-revâsihâ. Sübhane’l-meliki’l-Cebbâr. Sübhanehu hüvallahu’l-Vâhidu’l-kahhâr. Sübhane mucîbi’s-sâ’ilin. Sübhane kâsimü’l-cebâbireti. Sübhane’l-kâdiri alâ külli şeyin. Sübhane’l-hallâkı’l-alim. Sübhane’l-fettâhı’l-azîm. Sübhane’l-cevâdi’l-kerim. Sübhane’r-reşâdi’l-hâdi, Allâmu’l-guyub. Sübhane’l-lezi halaka’s-semâvati fe-rafeahâ. Sübhane’l-lezi yutli’u’l-kevâkibe fe-ezheraha. Sübhane’l-lezi enşeeha fe-ersâha. Sübhane’l-Celili’l-Kerim. Sübhane âlimü’l-gaybi fela yuzhiru alâ gaybihi ehaden. Sübhane’l-hallâkı’l-alim. Sübhane’r-rezzâki’l-hakim. Sübhane’l-musavviri fi’l-erhami ma-yeşau, Sübhane’l-azîme’l-lezi leyse şeyün azeme minhu. Sübhane’l-kaviyyi’l-lezi leyse şeyün akva minhu. Sübhane’l-kadiri’l-lezi leyse şeyün akdera minhu. Sübhane’l-lezi bi-yedihi havassu’l-halkı. Sübhaneke seyyidi ma azamehu şa’nüke. Sübhaneke seyyidi ma a’lâ divâneke. Sübhaneke seyyidi ma akdereke alâ halkıke. Sübhaneke’l-erzâku tekeffele bi-lutfihi ve keremihi. Sübhane men yerzuku keyfe yeşau. Sübhanehü men yüridü ve la yüradü ve hüve manzaru’l-a’lâ. Sübhane men yesme’u hafakâni’t-tuyûri fi-emakinihâ. Sübhane men tüsebbihu lehu’t-tuyûri fi-efkârihâ. Sübhane men yüsebbihu lehu’l-halku ecmaine, erzeke’t-tuyûre ya erhame’r-rahimin. Sübhane’r-rezzâki’l-azîm. Sübhane’l-kerîmi ekrem. Sübhane’l-hâliki’l-cenneti ve naimuhâ, la-havle ve la-kuvvete illa billahi’l-aliyyi’l-azim.

Türkçesi:

Allah’tan başka ilah olmadığını anla, talim et. Allah’tan başka ilah olmadığını anla, talim et. Allah’tan başka ilah olmadığını anla, talim et. Allah’ın ilmi kadar, Allah’ın rahmeti kadar Sübhanallah, Elhamdülillah, Lâ ilâhe illallah, Allahu Ekber. Kuvvet ve güç sadece büyük ve yüce olan Allah’ın yardımı ile olur. Zulmetmeyen Melik ve Cebbar olan Allah noksanlardan münezzehtir. İstediğine veren Allah noksanlardan münezzehtir. Misli ve benzeri olmayan Allah noksanlardan münezzehtir. Yer böceklerinin yerinden kendisine tespih eden Allah noksanlardan münezzehtir. Hayvanların göğüslerinden kendisine tespih eden Allah noksanlardan münezzehtir. Vahşi hayvanların yüksek dağlardan kendisine tespih eden Allah noksanlardan münezzehtir. Melik ve Cebbar olan Allah noksanlardan münezzehtir. O Vahid ve Kahhar olan Allah noksanlardan münezzehtir. İsteyenlere veren Allah noksanlardan münezzehtir. Zalimleri deviren Allah noksanlardan münezzehtir. Her şeye Kadir olan Allah noksanlardan münezzehtir. Alîm ve yaratan Allah noksanlardan münezzehtir. Darlıktan kurtaran yüce olan Allah noksanlardan münezzehtir. Cevad ve Kerim olan Allah noksanlardan münezzehtir. Gaybları bilen, Hâdi ve Reşad olan Allah noksanlardan münezzehtir. Gökleri yaratan ve yükselten, gezegenlere menzillerini öğreten Allah noksanlardan münezzehtir. O gezegenlerin yörüngelerini inşa eden Allah noksanlardan münezzehtir. Celil ve Kerim olan Allah noksanlardan münezzehtir. Gaybı bilip gaybını kimseye bildirmeyen Allah noksanlardan münezzehtir. Hallâk ve Âlim Allah noksanlardan münezzehtir. Rezzak ve Hâkim Allah noksanlardan münezzehtir. Rahimlerde istediğini istediği gibi biçimlendiren Allah noksanlardan münezzehtir. Büyüğü olmayan Allah noksanlardan münezzehtir. Kendisinden daha güçlü hiç kimsenin olmadığı Allah noksanlardan münezzehtir. Kendisinden daha kudretli olmayan Allah noksanlardan münezzehtir. Yaratıkların ilmi elinde olan Allah noksanlardan münezzehtir. Ne yücedir senin şanın Allah’ım, seni noksanlardan tenzih ederim. Divanın ne yüksek ve yücedir efendim, seni noksanlardan tenzih ederim. Yarattıklarına ne kadar da kudretlisin efendim, seni noksanlardan tenzih ederim. Rızıklara lütfu ve keremiyle kefalet eden Allah’ım, seni noksanlardan tenzih ederim. İstediği şekilde rızık veren Allah noksanlardan münezzehtir. Her yere ulaşan ve kendisine ulaşılamayan, a’lâ olan Allah noksanlardan münezzehtir. Kuşların kalplerinin atışlarını duyan Allah noksanlardan münezzehtir. Tevekkülleriyle kendisini kuşların tespih ettiği Allah noksanlardan münezzehtir. Kendisini bütün yaratıkların tespih ettiği Allah noksanlardan münezzehtir. Rahmet edenlerin en rahmet edenidir. Rezzak ve Azim olan Allah noksanlardan münezzehtir. Kerim olan Allah noksanlardan münezzehtir. Cenneti ve oradaki saadeti yaratan Allah noksanlardan münezzehtir. Kuvvet ve güç sadece büyük ve yüce olan Allah’ın yardımı ile olur.

Metnin ilk cümlesi Muhammed sûresinin 19. âyetinden alınmıştır. Gerisi tesbihtir; tesbih, “Allah her eksiklikten uzaktır” demektir. Kur’an bütün varlıkların Allah’ı tesbih ettiğini söyler: “O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ne var ki siz onların tesbihini anlamazsınız” (İsrâ sûresi, 44. âyet). Metinde geçen güzel isimler de bu tesbihin içine yerleşmiştir.

Helâl Lokma

Esmâ bitince Şeyh Alâeddin şöyle dedi:

Ey Harun oğlu, bu esmaları helal lokmayla herhangi sıradan bir insan okusa, seçkinlerden olur. Seçkinlerden kim okuyup devam ederse seçkinlerin seçkini olur. Seçkinlerin seçkini olan her kim okuyup devam etse Hakk katında her dileği gerçek olur inşallahu Teâlâ.

Cümlenin başındaki şart dikkat ister: helâl lokma. Yani kişinin kazancının ve sofrasındaki yiyeceğin helâl olması.

Bu, tasavvuf kitaplarının üzerinde en çok durduğu konulardan biridir. Kazancın yolu önemlidir. Faizden gelen para, aldatarak yapılan alışveriş, eksik ödenmiş bir işçi ücreti, hakkı yenmiş bir ortak. Bunların hepsi kul hakkına girer. Kul hakkı, başkasının hakkını almak demektir ve tövbeyle hemen kapanmaz; hak sahibine geri verilmesi gerekir.

Hz. Peygamber’in bu konuda bilinen bir sözü vardır. Allah’ın temiz olduğunu, ancak temiz olanı kabul ettiğini söyler. Sonra uzun yoldan gelmiş, saçı başı dağılmış bir adamı anlatır. Adam ellerini göğe açıp dua etmektedir. Fakat yediği haram, içtiği haram, giydiği haramdır. “Böylesinin duası nasıl kabul edilsin?” der (Müslim, Zekât bölümü).

Ayrılık

Seyyid Hârûn esmâyı aldıktan sonra yola çıkmak için izin istedi. Şeyh Alâeddin yol azıklarını hazırlattı. Sonra üç konak boyunca onlarla birlikte yürüdü.

Kitaba göre Şeyh orada, Seyyid Hârûn’a yol gösteren bulutun sırrını anladı ve ona “Seyyid Harun Sultan” diye seslenerek “Hak sana kılavuz kılmış” dedi. Yoluna devam etmek için ondan izin istedi. Kucaklaşıp vedalaştılar ve Şeyh geri döndü.

Seyyid Hârûn ise, kitabın sözüyle, “Hakk’a sığınıp Allah’a tevekkül edip” yoluna devam etti. Bağdat’tan Konya’ya, oradan Küpe Dağı’nın eteğine geldi. Kulağına gelen sesin tarif ettiği yer burasıydı. 1305 yılında bu dağın doğusundaki boş araziye yeni bir şehir kurdu. Bugün orası Seydişehir’dir. Bir de medrese kurdu. 1320’de orada vefat etti.

Kaynaklar

  • Abdülkerîm b. Şeyh Mûsâ, Makâlât-ı Seyyid Hârûn, Manisa nüshası, vr. 6/a-7/b (1554)
  • M. E. Şen, B. Şahin, A. Bektaş, Vefatının 700. Yılında Seyyid Harun Veli ve Makâlât-ı Seyyid Harun Veli (Seydişehir Belediyesi Yayınları, 2021)
  • Cemal Kurnaz (haz.), Abdülkerîm b. Şeyh Mûsâ: Makâlât-ı Seyyid Hârûn (Türk Tarih Kurumu, 1991)
  • Mehmet Emin Şen, “Bir Şehir Kurucusu Olarak Seyyid Harun Veli”, SDÜ Sosyal Bilimler Dergisi, sayı 55 (2022)
  • Haşim Şahin, “Seyyid Hârun”, TDV İslâm Ansiklopedisi (2009)

Etiketler

esma zikir vird helal lokma tevhid tesbih seyyid harun veli makalat

İlgili Makaleler

Atıf

Raşit Akgül. “Bağdat'ta Şeyh Alâeddin'in Seyyid Hârûn Velî'ye Öğrettiği Esmâ.” sufiphilosophy.org, 12 Eylül 2026 . https://sufiphilosophy.org/tr/gunluk-bilgelik/bagdatta-ogretilen-esma

Ara